VEDA DÜŞLERİ

Belgin bir gün rüyasında yıllar öncesine giderek, çocukken yanlarında yaşadığı aile reisinin hasta olduğunu ve kendisinden yardım istediğini görür. Böylesi bir rüyanın üzerinden birince sefer pek düşünmemiş ise de, aynı rüya birkaç kez üst üste tekrar edince, içini bir sıkıntı basar ve aramaya karar verir.

Lakin İnternet’te tüm aramalarına rağmen telefonlarına ulaşamaz. Bir süre sonra, gördüğü düşlerin etkisinden kurtulduğunu umduğu bir gün, gene aynı düşün tesiriyle uyanır ve yatağın içinde, hayırdır ya bunca zaman sonra, Ümit ağabeyinin düş de olsa, bana ihtiyacının oluşunda bir gariplik olsa gerek diye aklından geçirir ve yeniden yorganının altına sokulur. Sabah uyandığında, düşüne, düşüne kalkar bir fincan kahve yapar ve Ümit ağabeyinin bir Adana’da avukat olduğunu hatırlar.

Önceki bulundukları bölge Barolar Birliğinin…

Önceki bulundukları bölge Barolar Birliğinin telefon numarasını bulmayı başarır ve arar: Özür dilerim efendim. Sayın avukat Ümit Erdem ‘in telefon numarasını rica edecektim. Karşı taraftaki konuşan: Bir dakika, demesinin ve kısa bir kesintinin ardından, Hanımefendi, böyle bir isimli Avukat arşivimizde gözükmüyor. Bir yanlışlığınız olmasın? diye cevap verir. Belgin ise hayır, efendim verdiğim isim yanlış değil. Ama hala orada kalıp kalmadıklarını bilmiyorum. Zira çoktandır bağlantımız kesikti. diye cevap verir. Karşı taraf: Siz nereden arıyorsunuz diye sorar belgine.

Belgin ise Yurt dışından arıyorum efendim diye cevap verir. Karşı taraf tekrar sorar: Sorması ayıp olmaz ise Ümit Erdim ‘ i nereden tanıyorsunuz sormak istiyorum der. Belgin ise şöyle yanıt verir: Neden ayıp olsun efendim , ben onların manevi kızları oluyorum ama çoktandır yanlarında değildim çünkü ayrıldım yanlarından. Yani aradan neredeyse 40 yıl geçti. Karşı taraf cevap verir: desenize yarım asır olmuş! Peki, bu zaman zarfında hiç mi haber almadınız? Belgin ezilen bir sesle: Maalesef ilk geldiğim dönemlerde ki birkaç mektubun dışında haberleşememiştik.

Bu davranışımı ister bir vefasızlık, ister bir kaçış kabul edin. Hatta ülkeme bile bir daha uğramadım, diyerek ağlamaya başlayınca, Karşı taraf yutkunarak: Sizi anlıyorum bir kimse bunca yıl ülkesine uğramamış ise, mutlaka çok korkunç şeyler yaşamış olmalıdır. Ama lütfen genede ağlamayın. Bakın beni de ağlatacaksın. Ağlamayın lütfen ağlamayın. Bilseydim sizi bu kadar üzeceğimi sormazdım, Hem şimdi kederlenmeyi bırakalım da, ağabeyinizi nasıl bulacağımız konusuna dönelim.

Belgin tanımadığı birine bu kadar açılmış…

Belgin tanımadığı birine bu kadar açılmış olmasının karşısında hem utanmış, hemde hafiflemiş gibi bir tonla: Asıl sizi rahatsız etmemdeki amaç zaten onları bulmaktır. Genede vaktinizi aldığım için özür dilerim. Karşı taraf: Özre gerek yok. Ama gerçekten de şu an Ümit Erdim’ le ilgili hiçbir ize rastlayamadım. Bir mahsuru yoksa e-posta adresinizi veriniz lütfen, bu akşam veya yarın sorar soruşturur,size bildiririm. Belgin: Rica ederim. Mahsuru mu olurmuş! Tabi ki posta adresimi de, telefon numaramı da alabilirsiniz.

Katlanacağınız zahmete şimdiden teşekkürler. Der ve adresi yazdırıp telefonu kapatır. Yatak odasına geçip, camı açar ve onlar aramasalar da, benim aramam gerekiyordu. Hemde kesintisiz aramalıydım. Çünkü ortalarda büyüyen bir çocuk olduğumu aratmadılar gibi, dünyaya getirenlerden daha çok emek verip,büyüttüler ve terbiyeli bir kültür, bir eğitim aşıladılar.

Bunları düşünürken, hayata çoktan gözlerini kapayan annesinin, babasının hayali gözlerinden geçer. Annesi çoğu filmlerde öykülerde ve romanlarda okuduğumuz gibi, köylerdeki ağalık devrinin yoğun olduğu bir dönemde, bir ağanın kızı imiş. Babası da onların yanında kahyalık yaparken, birbirlerine aşık olmuşlar ve kaçmışlar. Bu durumu bir namus, bir gurur meselesi yapan dedesi ise, annesini evlatlıktan reddetmiş. Ve bir gün kızını özleyen dedesi annesiyle barışmak için yanlarına gitmiş ve onları affetmiş.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*